Huzursuzluk Kitap Özeti – Zülfü Livaneli

Huzursuzluk Kitap Özeti - Zülfü Livaneli

Huzursuzluk, Türk yazarımız Zülfü Livaneli tarafından 2017 yılında yazılmış olan bir romandır. Kitap, şu zamanlar Orta Doğu’da yaşanmış olan bazı yoğun dram yüklü olayları aktarmaktadır.

Huzursuzluk Kitap Özeti

Romanda, İstanbul ve Mardin şehirleri üzerinden Batı ve Doğu kültürleri arasındaki çatışmaları vurgulayan yazar, aynı eksende Türkiye-Amerika ilişkisi ve İslamiyet-Hristiyanlık karşıtlığına odaklanarak, bu karşıtlıklardan kaynaklanan önyargılara ve insanlığın yüzyıllardır çektiği acılara dikkat çekmektedir. Gazeteci İbrahim karakteri üzerinden, Doğu ve Batı kültürleri arasında sıkışmış, kendi kültürüne yabancılaşmış, ancak Batı kültürünü de tam anlamıyla benimseyememiş “huzursuz” bireyleri anlatmaktadır.

Zülfü Livaneli, Gazeteci İbrahim’in içsel çatışmalarını, “Biz, bu ülkenin okuryazarları, boşluğa düşen bir trapezci gibiydik. Doğu askısını bırakmış, Batı askısını da yakalayamadan aşağı düşmüştük.” ifadesiyle dile getirir. Bu, İbrahim’in kendi kültürü ile Batı kültürü arasında bir denge bulamadığını ve bu durumun onu içsel bir çıkmaza sürüklediğini ifade eder.

Hüseyin karakteri ise ironik ve dramatik bir şekilde, Doğu-Batı çatışmasının masum bir kurbanı olarak karşımıza çıkar. Hüseyin, hem Müslümanların hem de Hristiyanların hedefi olur ve önyargıların kurbanıdır. Özellikle, abisi Salim’in sözleri aracılığıyla, Hüseyin’in trajik kaderi vurgulanır. Hüseyin’in ölümü, Mardin’den kaçarken Amerika’da beklenmedik bir şekilde gerçekleşir, bu da önyargıların ve kaderin acı bir yansımasıdır.

Huzursuzluk, aynı zamanda yazarın derin araştırmalarının ve sanatçı kişiliğinin hassasiyetinin bir ürünü olarak öne çıkar. Yazarın Hacı Fuat Amca aracılığıyla anlattığı Yezidiler’in inançları ve Mardin kültürüne dair detaylar, eserin konu zenginliğini destekler.

2015 yılında Birleşmiş Milletler iyi niyet elçisi Angelina Jolie’nin ziyaret ettiği Yezidi sığınmacı kampları gibi güncel konular da romanda işlenir. Yazar, okurların insanlık dramına dair benzer olayları hatırlamasını ve insanlığı bir kez daha düşünmeye sevk etmeyi amaçlar.

Gazeteci İbrahim’in Mardin’e yaptığı yolculuk, bir içsel bir yolculuğa dönüşür ve sonunda İbrahim, Doğu’ya dönüş yaparak kendi kültürüne yeniden yüzünü çevirir. İbrahim’in bu içsel aydınlanması, romanın sonunda vurgulanır: “Hüseyin’i anlıyordum artık, birkaç ay önce Mardin’de duyduğum davranışlarına şaşırdığım çocukluk arkadaşımı anlıyordum hatta yavaş yavaş Hüseyinleşiyordum.”

Roman, Tayeb Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi” ve Joseph Conrad’ın “Karanlığın Yüreği”nden esintiler barındırarak, metinlerarasılık bağlamında farklı çalışmalara da kapı aralar. Bu şekilde, yazarın derinlikli anlatımı ve konu zenginliğiyle okunmaya değer bir eser ortaya çıkar.

Paylaş:

Yorumlar