Yedinci Gün Özet – Orhan Hançerlioğlu

Yedinci Gün Özet

Yedinci Gün, Orhan Hançerlioğlu’nun 1957 yılında yayınlanan romanı. 100 Temel Eserlerden bir tanesidir. Yazar, romanının her bölümüne Tevrat’tan parçalar almaktadır. Tevrat’a göre Tanrı, evreni ve üzerinde yaşayan bütün canlıları yedi günde yaratmıştır. Yedinci Gün’ün kahramanı Ömer de yaşamını yedi günde değiştirmektedir.

Yedinci Gün Kitap Özeti

Ömer, müsteşarın yüzünü üç güçlü yumrukla darmadağın eder. Ardından, iki yıl boyunca çalıştığı odasına döner. Hemen telefon edip İstanbul’a gidecek ilk uçakta yer ayırtır. Tabancasını masasının gözünden alarak cebine yerleştirir. Ankara’nın aşırı sıcak bahar havasıyla hemen etkilenir. Bakanlığın kapısında, odacı Hasan’a son emrini vererek taksi çağırır ve yola koyulur.

Belki de bu havadan, bağlılıklardan ve yıllardır uymak zorunda kaldığı kurallardan kurtulmak, ölüme hazırlanmak ve ardından yapabileceği her şeyi gerçekleştirmek istiyordur. Her şey çok hızlı bir şekilde sona erer. Daha birkaç saat önce, Yenişehir’deki evinde, güneşin parlıyor olmasıyla uyanmıştır. Rezzan yanında olduğu gibi huzurla uyumaktadır. Ömer, onu uyandırmadan sessizce kalkmış, Fatma’nın getirdiği sıcak suyla traş olmuş, evin içinde sessizce dolaşmıştır.

On üç yaşındaki oğlu Işık, okula gitmek üzere hazırlanmaktadır. On altı yaşındaki kızı Sevgi ise pencereden sevgilisini beklemektedir. Ömer, onun aşkından çok oğlunun durumunu düşünerek evden çıkar. Bakanlığa doğru yürüyerek, yıllardır gidip geldiği yollarda düşüncelere dalar. 43 yaşında olmasına rağmen genç ve güçlü hissetmektedir. Emeklilik hakkını bir yıl sonra elde edecektir. Ancak o gün, müsteşarla yaşadığı kavga, yumruklarını kullanması, her şey hızla değişir. Şimdi uçaktadır, bulutların üzerinde yükselmektedir.

Elbette, bu günün bir akşamı gelecektir. Akşam yemeğini hazırlayan Fatma, Rezzan’a “Dokuz olmadan gelmezse biz yemeye başlayalım” diye seslenir.

Rezzan gelmeyince, Fatma, “Ben yatıyorum artık, sen beklersin beyi. Sakın soyunurken gürültü yapma, beni uyandırmasın” der.

Ömer kendi içinden, “Korkma karıcığım, seni artık asla uyandırmayacağım” diye geçirir.

Ömer, Sirkeci’deki bir otele gider. Kimliğini unuttuğunu söyleyerek odasına yerleşir. Kravatını bile çıkarmadan yatağa uzanır.

Uyandığında gece olmuştur. Yatağın içinde otururken, ter ve kirli yatak kokusu midesini bulandırır. Elini tabancasına götürür. Ölüm düşüncesi net bir şekilde kafasında belirir. İstanbul’da pis bir otel odasında bulunmaktadır. Bütün değerleri kaybetmiş, yıllarca bağlı kaldığı şeyleri aniden terk etmiştir.

Ölecektir, buraya ölmek için gelmiştir.

Ölüm, onun için artık erken kalkmamak, karısının azarlarını duymamak, çocuklarının sorunlarıyla uğraşmamak, evin sıkıcı rutinlerinden kurtulmak demektir. İşte her şeyi sona erdirmek üzeredir.

Müsteşarı tokatladığı an, ölüm düşüncesi zihnine saplanmıştır. Ölüm, onu tiksintilerinden kurtaracak tek çözümdür. İstanbullu olarak, gençliğini, okullarını, sokaklarını düşünür. Orta halli bir ailede büyümüştür, babası erken emekli olmuş, arzuhalcilik yapmaktadır. Lisenin son sınıfında, aşk dolu günler geçirmiştir. Ancak, askerlik sonrası hayatı değişmiş, Ankara’ya taşınmış, kariyer yapmıştır.

Ömer’in geçmişi gözlerinin önündedir. Gönül ile yaşadıkları, gençlik aşkı, evlenme düşünceleri… Ancak, bu anıları unutmuş, bir anlığına hatırlamamıştır. Yeni bir iş kurma kararı alır, bir dükkan kiralar, içine masa ve daktilo yerleştirir. İçinde sevinçle dolup taşmaktadır, çünkü şimdi her şey güzel görünmektedir.

Paylaş:

Yorumlar