Çağlayanlar Özet – Ahmet Hikmet Müftüoğlu

Çağlayanlar Özet

Çağlayanlar, Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun dini ve milli değerleri yücelten hikâyelerini ve Alparslan Masalını bir araya getirdiği hikaye eseridir. 2005’te yayımlanmıştır. Eser Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 100 Temel Eserden birisi olmasına karar verilmiştir.

Çağlayanlar Kitap Özeti

Milli şair unvanı verilen Mehmet Emin Yurdakul, Türk şiirinde çığır açmıştır ve Ahmet Hikmet Müftüoğlu, bu mirası Çağlayanlar adlı hikayeleriyle sürdürmüştür. Yazar, eserinde Türk destanlarından ve tarihinden ilham alarak, Trablus’tan Balkanlara, I. Dünya Savaşı’na kadar yaşanan olayları anlatmıştır. Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun 1922’de yayımlanan Çağlayanlar adlı kitabı 18 bölümden oluşmaktadır ve milli edebiyatımızdaki milliyetçilik duygularını canlandırmada önemli bir rol oynamıştır. Çağlayanlar hikayelerindeki kahramanların isimleri şunlardır: Alparslan Masalı, Yarayı Kanatan, Üzümcü, Sümbül Kokusu, İnci, Yakarış, Bekir ile Tekir, Ayşe Kızla Vato, Maviş.

Pazar günü, Budapeşte Darülfünunu Tabiiyyat şubesinde öğrenim gören Hüseyin Arif, bir dar sokaktaki evde gazete okumaktadır. Gazetede Çanakkale Savaşı’nın gidişatına dair birçok haber bulunmaktadır. İstanbul’un sıkıntılı durumu ve düşmanın ülkeyi kuşattığı yazılmıştır. Hüseyin Arif, memleketinin bu zorlu durumundan dolayı derin bir hüzün içindedir. Ülkenin cephane eksikliğiyle başa çıkma çabasına rağmen, düşmanlarına her taraftan yardım gelmektedir.

Düşmanın imkanları karşısında Türk askerinin sadece göğsü ve bir avuç cesareti vardır. İstanbul’un manzarası, camileri, mavi denizi, mezarlıkları ve surları Hüseyin Arif’in gözleri önündedir. Ona göre, İstanbul’un hamalları Avrupa’nın soylularından daha asildir. Macaristan’daki sokaklarla karşılaştırıldığında İstanbul’un sokakları daha aydınlık, daha neşelidir. Hüseyin Arif içinden bir çığlık kopar, Allah’a dua eder ve vatanını düşmana teslim etmemesi için yalvarır.

Hüzün içinde, memleketine ait kokuları içine çeker. Ardından pencereyi açar ve dört gün önce ev sahibi tarafından hediye edilen bir sümbülü koklar. Pencereyi açtığında, duyduğu sümbül kokusuyla etkilenir. Sümbül kokusu, İstanbul’un kokusunu taşımaktadır. Bu hüzün içinde, ev sahibi tarafından verilen sümbülü koklar ve ardından pencereyi açar. Gelen ziyaretçi Mehmet Siyavuş’tur. Mehmet’e sümbülü derin derin koklamasını söyler. Mehmet Siyavuş da sümbül kokusuyla irkilir, çünkü bu koku İstanbul’u anımsatmaktadır.

Mart aylarında İstanbul’da, işportaların satışa sunduğu “bahariye kokuları” olarak bilinen sümbül kokusunu hatırlayan iki genç, derin bir vatan sevgisiyle dolup taşar. Vatanlarını kaybetmenin üzüntüsü içinde ağlamaya başlarlar ve bir şeyler yapma kararı alırlar. Hüseyin Arif, arkadaşına “Yaşamak alçaklıktır. Çanakkale cephesinde ölmeliyiz.” der. Birbirlerine sarılarak vatanları için savaşmaya karar verirler. İki gün içinde eşyalarını satarlar ve pasaport işlemleri için gittiklerinde görevli, “Talebelerin askerlikleri ertelendi.” der. Ancak gençler, gönüllü olarak cepheye gitmeye kararlıdır ve “Biz gönüllü gidiyoruz.” cevabını verirler.

Bu sırada Samime Hanım, gazete okurken yanında hizmetçisi Ayşecik vardır. Ayşecik’in nişanlısı ve Samime Hanım’ın kocası Trablus cephesine gitmiştir. İki kadın, birbirlerine destek olmuş, her gün dua ederek sevdikleri için endişe içinde yaşamaktadırlar. Ayşe, bir gün gazetedeki haberleri Samime Hanım’a sorar. Samime Hanım, Çanakkale Savaşı’nda yaşanan bir olayı okumaya başlar. Habere göre, düşman zırhlılarından on üçü Trablus’un şark tarafında kalan Hamidiye İstihkamı’nı dövmeye başlamıştır. İstihkamda on bir nefer ve bir çavuş bulunmaktadır. Neferlerden dokuzu şehit olmuş, ikisi mecruh olmuş ve sağ kalan Mehmed Çavuş, düşmana tek başına direnmiş ve sonunda şehit olmuştur.

Ayşe, bu haber karşısında çığlık atar ve ağlamaya başlar. Mehmed Çavuş, Ayşe’nin nişanlısıdır. Ayşe baygınlık geçirir, ancak Samime Hanım tarafından teskin edilirler. İki kadın, abdest alarak Allah’a secde ederler, dakikalarca ağlayarak dua ederler. Samime Hanım, Ayşe’ye yatmasını ve Allah’a nişanlısının yaşaması için dua etmesini söyler. Ayşe, rüyasında nişanlısını görür ve bir melek tarafından Trablusgarb’a götürüldüğünü hayal eder. Nişanlısının yanında babası da vardır ve ona savaşması için izin verir. Ayşe, nişanlısına sarılarak ağlamaya başlar. Tosun, düşman askerleri tarafından öldürülürken, inciler dökülmeye başlar. Ayşe, incileri toplar ve padişaha götürerek nişanlısının bedelini ödeyeceğini düşünür.

Ayşe, sabah olunca hemen bahçeden çiçek toplar ve Dolmabahçe Sarayı’nın önünde padişaha gitmeye karar verir. Ancak yolda birkaç bölük asker görür ve içlerinde Tosun’un da olduğunu sanarak bayılır. Ayşe, rüyada Tosun’un “Ben şehit olmamışsam mutlaka çiçekleri padişaha vereceksin.” dediğini hatırlar ve ağlayarak onun şehit olduğunu anlar.

Paylaş:

Yorumlar