Beş Şehir Özet – Ahmet Hamdi Tanpınar

Beş Şehir Özet

Beş Şehir, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, hayatının tesadüfleri olan Ankara, İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum şehirlerini anlattığı deneme türü eseri. Ahmet Hamdi Tanpınar tarafından yazılmış olan Beş Şehir, 1941’de yazılmıştır. Eser 100 Temel Eserlerden birisidir

Beş Şehir Kitap Özeti

Bu yazarlardan biri Ahmet Hamdi Tanpınar’dır ve Pamuk, onu kendisi için önceki yüzyılın en büyük Türk romancısı olarak değerlendiriyor. 1901 yılında İstanbul’da doğan ve 1962 yılında vefat eden Tanpınar, aynı zamanda bir şair, eleştirmen ve denemeci olarak da tanınır. Eserlerinin arasında, Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul üzerine yazdığı makalelerin bir derlemesi olan “Beş Şehir” adlı eseri en ünlü olanıdır. İlk kez 1946 yılında yayımlanan bu eser, Tanpınar’ın anılarının çoğunun yıllar öncesine dayandığı deneyimleri anlattığı bir yapıya sahiptir ve 1960 yılında revize edilmiştir.

Eser, Ankara ile başlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923 yılındaki kuruluşundan bu yana başkent olan Ankara’yı, “efsanevi bir savaşçı” ve Anadolu’nun (Anadolu) kaderinin aracısı olarak hayal eder. Tanpınar’a göre, Osmanlı Sultanı II. Beyazıt burada Timur tarafından mağlup edilmiş ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesiyle Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan yeni hükümetin merkezi olmuştur. Tanpınar, Ankara’nın “Türk kültürü ve eski medeniyetlerin” buluşma noktası olduğunu gözlemlemektedir: Türk azizleri, Roman ve Bizans mezar taşlarıyla “yan yana, sevgi dolu” yatmaktadır. Burada, bir başkent veya İyonya tarzında bir kiriş tuğla bir duvardan fışkırırken, orada, bir Müslüman mezarı için basamaklarda, şehre bir Roma konsülünün gelişini kutlayan eski bir taş belirir…

İkinci denemede anlaşılacağı gibi, bu sadece şehirler hakkında bir kitap değil, aynı zamanda toprak gibi birçok birleşen tema hakkında da bir kitaptır. Tanpınar, Erzurum hakkındaki denemesine, ailesiyle deveyle yaptığı 11 günlük bir yolculuğun çocukluk anılarıyla başlar. Büyük büyükannesi, ona yıldızların ve dağların isimlerini söylemenin yanı sıra halk hikayeleri ve efsaneleri anlatır. Tanpınar, “şiir, din, vatan hasreti, yaşam deneyimleri, rüyalarımızda geçen ardışık hayatlar gibi inanç kalıntıları, yükseltilmiş dağlar ve akarsuları kutsal ve aziz varlıkların düzeyine çıkardı.” yorumunda bulunur.

Şehir kendisi, Pers İmparatorluğu ile yoğun bir ticaret yürüten zengin bir şehirdir ve pazar yerleriyle doludur. Genç bir adam olarak tekrar Erzurum’u ziyaret eder, ancak I. Dünya Savaşı ve 1919-1923 yılları arasında gerçekleşen İstiklal Savaşı tarafından neden olan yıkımdan dehşete kapılır. “Gerçekte ne kaybedildi,” diye sızlanır, “bir bütün yaşam biçimi, bir bütün dünya idi.” Erzurum’un bir zamanlar “gerçekten doğulu bir ortaçağ şehri” olduğunu belirten Tanpınar, şehirdeki kayıpları ve halkın maruz kaldığı trajedileri kaydeder.

Tanpınar, II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra bu sefer trenle üçüncü kez Erzurum’a gider. Şehrin ne kadar çok yeniden inşa edildiğine sevindiği, ancak başladığı yere, yani toprağa geri döner. Uzak dağlar, “belki de halkın ruhundaki acı melankolinin sırrını ortaya çıkardı, Anadolu’nun şiiri ve onun özlem hissinin kaynağı.” Burada Tanpınar, Pamuk’un daha sonra kendi kitabı “İstanbul: Hatıralar ve Şehir”de merkezi hale getireceği bir tema üzerine değinir.

Tanpınar, üçüncü şehir olan Konya’yı “gizemli bir güzellik” ile ortak bir bozkır çocuğu olarak tanımlar. Batıda, İran şairi Rumi’nin evlat edindiği bir şehir olarak Batı’da ünlü olan Konya, aynı zamanda Mevlevilik tarikatının da merkezidir ve Mevlana tarafından kurulmuştur. Tanpınar, Mevlana, Sufizm ve Mevlana’yı “formlar ve görünüşler dünyalarının ötesinde” yaşamaya teşvik eden Tabrizli Şems ile olan işbirliği hakkında birçok şey anlatır. Tanpınar, Konya’nın hapishanesi hakkında bir bölümle sona erer ve Orta Anadolu’nun “sürgün yükü, kader… acı ve acı dolu yüklerini” ifade etmek için Türk halk şarkılarının zamansız dehasını tanır.

Tanpınar Bursa’yı, İstanbul’un güneyinde ve batıda yer alan, “Türk ruhunun en saf değeridir” şeklinde tanımlar: “Ne değişirse, ne felaketler yaşanır, ne ihmal dönemleri olur, ne de iyi şanslı bilginler dönemleri geçirilir, her zaman kurulduğu erken dönemin havasını korumuştur.” Şehrin sonsuz yönü, Tanpınar’ı zaman üzerine bir düşünceye götürür ve “yanı başımızda yaşadığımız, güldüğümüz, eğlendiğimiz, çalıştığımız ve seviştiğimiz zaman yanında başka bir Zaman, çok farklı, çok daha derin, saat ve takvimle ilgisi olmayan, sanat ve tarih ve tutku ve inançla düzenlenen yaratıcı ve ayrılmaz bir Zaman vardır, bu şehrin atmosferinde sonsuz bir mevsim gibi,.” İpek Yolu’nun ünlü son durağı olan Bursa, kitabın en metafizik düşüncelerini sunan noktadır.

En uzun, en detaylı ve en derinlemesine makale sonuncusu olan İstanbul’da yer almaktadır. Çeşitli etnik grupların bir mozaği olan İstanbul, Tanpınar’ın Türkiye’sindeki nostalji ve melankolinin şehridir: “Yağ lambası, yarı aydınlatılan sokaklar, dilencilerin sesleri, bekçinin sopası, yangın korkusu, feribotların hüzünlü düdüğü ve çok yoğun bir dini yaşamın neden olduğu garip psikolojik durumlar neredeyse matematiksel bir şekilde hüznü besledi.”

Bu hüzün, şehrin mimari güzelliği ve coğrafi görkemi tarafından hafifletilir. İstanbul’u Bosphorus Boğazı’na bölünmüş, yedi ormanlık tepe üzerine yayılan ve gün batımında ışıldayan bir koy olan Golden Horn ile çevrili iki deniz ve bir girinti sınırlar. Tanpınar, “Bosphorus sabahı,” diye yazar, “diğer mahallelerin hiçbirinde bulunmayan tamamen farklı bir zevktir.” İstanbul aynı zamanda “abartılı gölgeler” ve “küçük köşeler ve beklenmedik manzaralar” şehri, saygın ağaçlar (Tanpınar, bu ağaçları İstanbul’un büyüleyici Osmanlı mimarisi ve asırlık ağaçlarından daha çok sevdiğini belirtir), gece yıldızları ve camilerin ışıltıları olarak Tanpınar’ın anılarında canlanır.

Tanpınar, “Beş Şehir”de, her bir şehir için tarih, kültür, sanat ve edebiyatın kesiştiği noktaları ve bu şehirlerin insanlardaki anıları ve duyguları nasıl etkilediğini derinlemesine inceler. Eser, yazarın zihnindeki mekansal ve zamansal katmanları keşfederken Türk toplumunun kimliğini ve ruh halini yansıtır. Tanpınar’ın dilindeki zenginlik, şiirsel anlatımı ve derin düşünceleri, “Beş Şehir”i bir edebi başyapıt haline getirmiştir.

Paylaş:

Yorumlar